İçimden Geldiğince



Weeping Willow

Weeping willow with your tears running down, why do you always weep and frown?
Is it because he left you one day?
is it because he could not stay?
On your branches he would swing, do you long for the happiness that day would bring?
he found shelter in your shade. You thought his laughter would never fade.
Weeping willow, stop your tears.
There is something to calm you fears.
You think death has ripped you forever apart.
But I know he’ll always be in your heart.

-For Thomas J

Bütün bir sene önce ygs ile başlayan çalışma sevdası lys1-lys2 derken sonunda bitti ve bende attım kendimi twittera facebooka derken içimdeki boşluğun meğerse tumblr olduğunu anladım. Blog yazmak bir ara en büyük tutkumken bütün bir sene açmamış olmak, belki yazsam yazmaya devam etsem daha az stresli geçerdi. Önceki yazdıklarıma bakılırsa hayatımda yeni bir action olmamış ben hala aynı yerdeyimde acaba o nerede? Şuan o kadar can sıkıntısı içerinse yazıyorum ki ne konu bütünlüğü var nede düzgün bir yazı örneği kalbim ve aklımın karışıklığı tam anlamıyla buraya yansımış durumda. Normalde bir resim olsun,renk olsun onu bile katasım yok siyah beyaz içinden güzel renkleri çıkarmaya çalışıyorum ve evet sadece çalışıyorum. Ne birine bişeye ait olmak istiyorum ne de birine sahip olmak. Ama onu da görmek konuşmak istiyorum işte burda film kopuyor. Fonda da Kiss me çalıyor al başına belayı. Evet sahip olmak ait olmak istemiyorum ama bir yandan o hep yanımda olsun benim olsun hep beraber  olalım istiyorum ne istediğimi bende bilmiyorum. Bundan aylar belki de 1 yıl önce yazdığım yazıda kader bana hep onu hatırlatacak bir şey yapıyor yazmışım evet kader yine o sinsi oyununu oynadı bana ve şimdi kahkahalarla gülüyordur bana eminim ki. Ne zaman unutmaya çalışcam baştan başlasım her şeyi geri sarsam hep beni buluyor hep kendini hatırlatıyor. Çalan şarkılar söylenen sözler. Tamam belki bunlardan bir anlam çıkarmak benim isteğim, belki ben unutamadığım için bunu yapıyorum hep bi anlam peşindeyim de bugün olanda hiç bi suçum günahım yok arkadaş. Yine oldu işte yine yaptım hiç bir şeyi hiç kimseyi umursamadım. O söz konusu olduğunda yapılanlar da söylenen sözlerde hiç bir şeyin önemi kalmıyor…O başıma gelen en güzel şey, onu sevmekten hiç pişman olmadım.Pes ettim , sevmiyorum artık dedim ama hiç bi zaman kalbimden atmadım.

Onsuzluğa o kadar alıştım ki acaba bir araya gelsek nasıl olur çok merak ediyorum düşünsenize 1840 gün!  Üşenmedim saydım her gün bir gün daha ekleniyor buna tabi. Ona kavuşsam bence büyü bozulacak. Aklımı karıştıran başka şeylerde var kendimi ait hissetmediğim oyunlar anlam veremediğim olaylar ümit etmek umutlanmak artık benim yaptığım bir şey değil umarım bir gün tekrar bir araya geliriz ve tüm kafa karışıklığımı alır ve sonsuza kadar yanımda kalırseni çok seviyorum birtanem her ne kadar sen bunu anlamasan da bilmesen de aynı şekilde hissetmesende …

7/12 Bıdıkcım

Her gün gördüğünüz birini bir gün görmezseniz ne olur ? Tabi ki özlersiniz. Hani bazen ”yeter be her gün sen bir günde görüşmeyelim” diye yakındığınız biri aslında hayatınızdaki en önemli kişidir. Bazen bir kardeş bazen en yakın arkadaş. Hayatınızda böyle biri yoksa sizin için üzgünüm. Eğer hayatınızda böyle bir insan varsa gerçekten şanslısınız. Bende bu şanslı insanlardan sayılırım. Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Bıdıkcım canım kardeşimden bahsediyorum. Daha önceleri Begüm ve Aylin hakkında yazmış şimdi sıra balımda. Bugünde onu tanıyalım. Bıdıkcım kimdir ? Nerde, nasıl tanıştık? Soruları yavaş yavaş yanıtlayacağım.

Kendisiyle yaklaşık 4 sene önce 9.sınıfta tanıştık. Alınmasın ama dünyanın en gıcık çocuğuydu( ama o zamanlarda bile severdim keretayı). Gerçi hala bile yeni tanıştığı insanlara karşı gıcık :D Onunla ilk tanıştığınızda benim gibi gıcık olursunuz eminim çünkü insanlara karşı nedense kendini göstermek istemiyor belkide kırılmaktan, incinmekten korkuyor. Upss çok ileri gittim geri sarıyorum siz verdiğim spoilerları düşünürken bende arkadaşlığımızı anlatmaya devam edeyim. Nerde kalmıştık ? Evet 9.sınıf…

Benim lisede 2.onunda ilk senesiydi. Hazırlığı atlamıştı. Birazda konuşkandı , Zülfü hoca , O kadar uzun boyu olmasına rağmen onu en öne oturtmuştu. Ee tabi bu yüzden tüm sene oturduğu yerden yakındı durdu. Sınıfta en çok Erenle atışırdı. Kendisi baskın bir karakterdi Eren’de kendini sınıfın ağası gibi hissedince tartışma kaçınılmazdı. Neyse ya bize ne Erenden falan bize dönelim en iyisi. Kendisiyle pek muhabbetim yoktu öle havadan sudan konuşurduk naber nasılsın falan filan. 9.sınıfa dair kendiside elf harflerini öğretmem dışında pek bi iletişimimizin olduğunu sanmıyorum.10.sınıfa geldiğimizde ( her şeyi hatırlayan ben nedense 10.sınıfı pek hatırlamıyorum) o sağda yanımda oturan ZeynepOk’un arkasında oturyordu. Aramızda geçenler hakkında en ufak fikrim olmadığı için Bilecik gezisine gidiyorum. Bi dakika bi dakika onun aşk macerası vardı ve onu bana anlatmıştı demek ki 10.sınıfta güvenmeye başlamış ;) Bilecik gezisi derken bebeğimin sevgilisi birazcık çirkindi tamam birazcık değil bariz çirkindi kendisine söylediğimde o zamanlar inkar etmişti ama şimdi ne kadar haklı olduğum konusunda hem fikiriz. Gezi sırasında önünde oturuyordum yol boyunca onu rahatsız ettiğimi hatırlıyorum ( hala serviste beraber gittiğimizde inanılmaz rahatsız ediyorum) başkada bişey olmadı sanırsam olduysa da kendisi hatırlatsın artık. Pıtırcığımla 11.sınıf…. 

Aslında 11.sınıf iyi başlamış olsada sene içinde lanet bir hal alsada sonunda iyi bitmiş güzide bir yıldı bizim için.

Hani derler ya bir insana karşı ne kadar dürüstsen o kadar yakınsındır diye yada demezler şimdi ben uydurdum :D Bizimde arkadaşlığımızın bu kadar sağlam olması bu yüzden olsa gerek. 

Başta verdiğim spoilera geri dönüyorum. O genelde dışarıdan umursamaz, manyak bi tip olarak görünür. Hani bişey söylersin aldırmaz amaaaan o mu takmaz o ya diyeceğin bir tip gibidir ama aslında gayette takar ama çaktırmaz. O kendisini üzen şeyleri kimseye anlatmaz çünkü hassas noktalarını söylerse karşısındakiler karşısında o kadar savunmasız olur ki bundan nefret eder. Her daim kendini korumalıdır. Kiii işte bu noktada azcık bana benziyor. Tamam genelde bişey olursa mal mal ağlarımda öyle beni üzen bişey genelde yakınlarım dışında kimse bilmez. Okulda o yüzden ” hiç derdin mi yok hep gülüyorsun diyorlar ” Neyse onu başka yazımda anlatırız konu ben değilim çünkü. Her ne kadar saklar hiç bişey söylemez desemde sinirli olduğunda gayet belli eder. Kendisini üzen biri olduğunda kendisinin kırılması yerine başkasını kırar. Yani kendini savunması dediğim gibi çok güçlüdür haklıyken haksız olursunuz demem o ki bence onla kavga etmeyin :D Pıtı pıtı pıtı ne diyordum 11.sınıf… Neden bilmiyorum ama 11.sınıfta bıdıkçım bana kalbini açtı galiba saf yüzüme aldandı :D ”Ara beni boya beni ” dediği akşamdan sonra ona olan duygularım fikirlerim değişti benim tanıdığım kişi değildi yani ben yanlış tanımışım. Sonrasında sene içinde elli bin kere kavga ettik. Kendisi öküzcan kavga ederken baya acımasız oluyor. Senden ”nefret ediyorum hayatıma girdiğinden beri sürekli bişey oluyo bi siktir git ” bile diye biliyor ki şimdi bunu okuduğunda hala unutmadın mı sen onu diye bilir ama unutmadım işte unutmadım hatta tam 9 marttı tarihte belirteyim. Tabi sonrasında kendiside pişman oldu ikimizde üzülüdüğümüzle kaldık mal çocuk :D Bu mal çocuğunda aramızda küçük bir espirisi var daha doğrusu yok ben ona hep mal dediğim için bileğine barkot dövmesi yaptırcak :D 

Veeee geldik benim favori seneme …..

Ağustosta dershanenin açılmasıyla 7/12 beraber olduğumuz günler başladı. Başlarda cidden onu görmekten sıkılmıştım her gün beraberdik burdan yazmiyim şimdi ayıp olur onunla yaptığımız muhabbetler cidden sıkmaya başlamıştı ( hangi muhabbetler olduğunu anlamışdır herhalde ) Kadıköy sokakları ve kadıköy kızlar … detaya girmiyorum. Sonra blah blah blah blah …

Sonrasındaaaa bıdıkcım kardeşim gibi oldu ( aslında daha önce olmuştu hatta ablam diyordu ama bence esas abla kardeş gibi bu sene olduk ). Dershanedekileri kardeşiz diye kandırmıştık :D ki Kadir salağı hala kardeşiz sanıyor.  Son zamanlarda bebişkom beni SU ile kıskandırıyo şapşal çocuk !! Kendiside Umut bebeğimi kıskanıyor :D Umut bebeğimide çook seviyorum söylemeden edemiycem :D 

Bıdıkcıma genelde sevgi sözleri söylemem söylediğim en sevgi dolu sözcük ” Ağzını burnunu kırarım” varın siz düşünün artık. İnatçıyım kararlıyım ona onu sevdiğimi söylemicem( bence söylememe de gerek yok her halimde belli ediyorum zaten) çünkü o zaman şımarır, kiii onu kıskandığımı söyledim diye inadına inadına  Su sen kankam ol benim ecem’i artık sevmiyorum diyip duruyo … 

Birbirimize sinirlendiğimizde kavga ediyoruz ve kavga bittiği anda birimizden biri haklı olsada gidip özür diliyor yada direk tamam barışalım küsmeyelim diye diğerine gidip sarılıyo kiiiii genelde bu kişi hep ben oluyorum . 

Son olarak herkes gider biz kalırız !! …. kadar yolunuz var :D diyorum veeeee İsim vermeyi unuttum BEREM BERKAY TEKDEMİR !!!

Görüşmek üzere beijos :*

Hasret Rüzgarları…..

”Hasret vuruyor gecenin koynunda anılar vuruyor göz yaşlarıma” Tam da bu akşam hissetiğim duygular Kerim Tekin adeta hislerime tercüman olmuş durumda. Daha önce ki yazılarımıda okumuşsanız yine bir özlem rüzgarına tutulduğumu anlarsınız. Bu özlemim hem arkadaşlara ,hem aşka, hem zamana hemde çocukluğuma. Bazı arkadaşlarımı inanılmaz özledim. Onlarla takılmayı, çocukça şeyler yapmayı birşeyler paylaşmayı…. Hey gidi günler diyesim bile var şu anda o derece geçmişi özledim. İlk okuldayken Büşbüşüm( büşra) ve Pelin’le ne eğlenirdik. Hahhahaha Hatırlıyorumda sınıfta Adam’s Aile’si oynardık kalemin ucuyla silgileri deşerdik güya ameliyat ediyoruz :D. Pelinlere gittiğimizde Söz Bitti’yi mutlaka dinlerdik fixtir 3’ümüzün şarkısıdır o. Nerde o şarkıyı duysam onları hatırlarım onların da beni hatırladığına eminim. Sınıf arkadaşlarım Can, Metehan ve Mert her ne kadar beni gıcık etselerde onlarıda çok özledim. İlk okul furası <3 Allah’ım paylaşmadan edemeyeceğim ne zaman birine gitsek çıkışta hep ayakkabılarımı saklarlardı of ne bağırtırlardı beni :D. Neyse geçelim asıl özlemime Ortaokula. RNG benim hayatımın en güzel 3 senesini geçirdiğim yer. Ayşenur, Cansın Doğa, Seda en en en en çok özlediğim kişiler. Onlarla takılmayı inanılmaz özledim. Doğa’yla Kadıköy sokakları ve dersane maceralarımız hahah ne manyaklıklar yapardım rıhtımdan fen bilimlerine gidene kadar ”Girl Friend” şarkısını söyleyip montumu havaya atıp tutmuştum Doğa’da ne gülmüştü tanımıyorum seni mod takıldı :D Kadıköy ve Doğa deyince akılıma Rexx maceramızda geldi . Şimdi biz Doğa ile Eragon’a gitcez o günde Rexx’in önü ana baba günü gothic’i repçisi hepsi orda. Bizde yavaşça kapıyı açtık içeri gircez kapının yanında Gothic bir ablamız bize kötü kötü bakmaz mı zaten saç makyaj beni benden almış bizim içeriye kendimizi atışımız tam jeneriklikti sonrası daha eğlenceli :D Biz karşılıklı oturuyoruz film arası kolum sandalyenin tutuma yerinden kaydı hiç çaktırmadan eğildim Doğa : Napıyorsun Ecem ? Ben: Sus çaktırma kolum düştü :D Ve o günden sonra çaktırmanın bu espirisi hep hatırlandı. Filmin çıkışında ”Film ne güzeldi! Çocuk çok yakışıklıydı ! Oha Aynı Anda ! hahah Aynı anda , Aynı anda da aynı anda ” ve hepsini aynı anda söylememiz ezberleyip aynı anda söylemeye çalışsak bu kadar olurdu herhalde :D Sonra Cansın annem ne özledim yavrucanımı ya Mor hastası kuzum , onla serviste aralıksız 2 saat konuşmalarımız ( hep ben konuşurdum) sinema ve kavacık maceraları …. Hiç birini unutmam unutmam arkadaş ve acayip özlüyorum ( burda küçük emrah müziği lütfen olayın duygusallığını hissedelim ) Ve geldik gecenin en can alıcı kişisine , kişilerine. Öncelikle Serkan ve Tarkan’ı acayip özledim. Ciddi anlamda espiriler onlarla FB- GS kavgalarımız. Tarkan’ın tam bir abi oluşu. Herkesle küstüğümde yanımda birtek onların oluşu ve daha neler neler….

Birde o özel kişi …. ( hayatımın hatası açtım Kerim Tekin’i oturup ağlayacağım şimdi üstüste geldi bir Beni UNUTMA şarkısını çalsam tam olcak herhalde )

I-pod’umudaki şarkıları yıllardır değiştirmedim en son 3 sene önce şarkı eklemiştim. O yüzden o özel kişiyle dinlediğimiz şarkıların hepsini artık tek başıma dinliyorum ve her dinleyişimde anılar fena halde vuruyo, gözlerim doluyo. Bir insanın 1 yada 2 tane ortak şarkısı olur dimi bizim en az 10 tane yuh yani. Tamam diyorum bunu geçeyim şak bir şarkı daha yani tavsiyem sevdiceğinizle ayrıldığınızda şarkıları değiştirin.

Bu arada onu acayip acayip acayip acayip özledim. Şuan yanımda olsa sarılırım falan o derece. Evet yine laflarımı yutmuş bulundum! Bir insan onu en çok üzen kişiyi bu kadar sevebilir mi? Keşke bu yazdıklarımı okusa ya diyorum Ey evren sürekli bana onu hatırlatacak şeyler yapıyorsun nolur bi kıyak yapsanda bizi karşılaştırsan çok şey mi istiyorum? Hadi be koçum dalga geçmeyi bırakta bi kere güldür yüzümü … Neyse aklıma aşkımın şarkısı geldi İnan’dık biz sizlere Cimbom yüzümüzü güldür bu sene şampiyonluk şarkısı düşmesin dillerden tribünlerde haykırıyoruz yine tek bir isteğim senden cimbomum fenere koy :D teyteytey

Rüzgar esti üstüme üstüme seni vurdu yüzüme yüzüme…( http://youtu.be/—6cKyF396c ) Nil ablamın şarkısıda tam bizim olayı anlatıyor sonra Nev Abimin sükutu Hayal şarkısıda 

Siz dinleye durun benide üzüntülerimle başbaşa bırakın  

Haydi sağlıcakla kalın…

Yeni ÖzUlüler

Başlığımdan ÖzyeğinÜni’yi kazandığımı falan düşünebilirsiniz ama ben daha lise öğrencisi olduğumdan kazanan ben değilim ama tanıdığım bir başkası. Kendisi benim için başka bir insan çünkü o herkesten çok başka.

Benden bir isim bekleyebilirsiniz ama yazmayacağımı biliyorsunuz. Takıntılı olduğumu düşünebilirsiniz, yıllar geçmiş sen hala aynı yerdesin diye bilirsiniz ama olmayınca olmuyormuş demek ki. Daha önceki yazımda ” Zamanla geçer merak etmeyin ” gibi bir cümle kurmuştum ama şimdi diyorum ki geçmiyormuş arkadaşlar en ufak bir hafızanızı yoklamanızla beraber her şey yerli yerine eskiye döndürüyormuş. Sil baştan başlamamak gerek bazen…

Aslına bakarsanız öyle bambaşka , çok başka falan dediğime bakmayın onu özel kılan sadece benim gerizekalı kalbimin uydurduğu bir şey yoksa sıradan bir insan.

Evet bu başka insanı anlatmak için tam 6 yıl öncesine geri dönmek istiyorum.Tarih Eylül’ün bilmem kaçı sene 2006 . İlk görüşte aşka inanır mısınız? Açıkcası ben inanmazdım ta ki onu görene kadar. O zamanlar küçük bir kızdım çabuk inanırdım, çok insancıldım, çabuk affederdim , küs kalamazdım vs vs. Bu özel kişiylede ilk kavga etmiştim. Normalde hiç tanımadığım biriyle kavga edince bana hiç koymaz yani o zamanlarda koymazdı herhalde ama onunla kavga ettiğimde içimden bir ses Affet , barışın küs kalmayın gibi garip şeyler söylüyordu. Gözlerine baktığımda herşeyi unutuyordum o yaptıklarını hiç yapmamış gibi oluyordu. Ne safmışım arkadaşlarımın ona söylemesine izin verdim. Ben hep onu bekledim. Belkide bu yüzden kıymetimde pek bilinmedi. Sonuçta hazırda onu bekleyen biri vardı o her çiçekten bal alıp sonra teselliyi bende bulabilirdi. Buldu da. Hayatım boyunca beni ağlatan nadir insanlardandır. Hemde baya ağlatan , hiç ağlamadığım kadar ağlatan ki bi daha öyle ağlayacağımı düşünmüyorum. Bu kadar çok ağladığıma da bakmayın onun yanında dünyanın en mutlu insanı olurdum. İsmini duymam bile gülümseme yeterdi. Şimdi dönüp bakıyorum neden bu kadar aptalmışım ? Sonra tekrar düşünüyorum eğer o zaman aptal olmasaydım şuan o zamanlarım için ne aptalmışım demezdim. O başka bir insan beni inanılmaz geliştirdi , olgunlaştırdı hemde kendine benzetti. Müzik zevkime yön verdi. Dinlemediğim şarkıcıları sırf o seviyor, o ilgileniyor diye dinlerdim zamanla bende sevmeye başladım sonuç: müzik zevkimi değiştirdi şimdi sırf o tarz dinliyorum. Futbol manyağı olmamı sağlayanda odur. Sırf muhabbet ortamımız artsın diye önce özetleri izlemeye sonrada maçları takip etmeye başladım. Takımıma daha çok bağlandım. İstese onun takımını bile tutardım. Ama sonradan Galatasaray’ıma iyice bağlandım. Şimdi en büyük aşklarımdan biri Galatasaray’ım. Şuan ki tweetlerimize bakın sanki kendisi benim erkek şubem gibi tek farkımız o fener aşığı. Şimdi düşünüyorumda gözümün önünde o şapşal gülüşü :D Çeşit çeşit gülüşü vardı, dalga geçme gülüşü, mutlu olduğundaki gülüşü , komik bir şeye gülüşü, komik bulmayıpta numaradan gülüşü…. Saçları ipek gibiydi oy yumuşacık ne oynardım onlarla. 

Beni sever miydi ? hiç bilmiyorum. Düşünüyorum geçmişi kurcalıyorum beynimde aynı sahneyi elli kere dönürüyorum. HIMYM’da anlatılan Hook olayı gibiydik sanki. Ne başkasını sevmeme izin verdi, nede kendi sevdi. Kendisi sürekli birileriyle çıkıp ayrıldığında hep bana dönerdi. Her yeni ilişkisi beni oturur ağlatırdı. Yeter artık bende başkasını sevebilirim dediğimde ( ki bu yeni kişinin başka kişiyle yüz hatları acayip benziyordu) yeni başlayacağım kişi hakkında demediğini bırakmadı üstüme geldi hayır o olmaz dedi neler yapmadı çıkmayayım diye peki sonuç ne oldu kendisine kaldım o naptı yeni birini buldu. Kiss me diye bir şarkı vardı bilemem bilir misiniz. Bir kere onu duyduğumuzda sen beni değil git …… ı öp demişti. Bende sende git …’yü öp o zaman demiştim. Tepkisi ben onu sevmiyorum anla artık şunu olmuştu. E anlayayımda bana ne kardeşim sevmiyorsun işte beni zorlamanın anla mı ne ki ? Bir de hep hoşlanıyorum hoşlanıyorum demez mi vur kafasını duvarlara. Gerçi kendisine teşekkür etmemde gerek kendisi sayesinde büyüdüm. Artık kalkanlarım var beni üzmek isteyenlere karşı. Beni kolay kolay kimse ağlatamaz. Kimsede beni onun gibi kendine aşık edemez. Eskiden kız gibiydim şimdi daha çok erkeklere benziyorum :D Şimdi daha manyak bir insanım sayesinde umursamamayı öğrendim. Hayatla dalga geçmeyi, birde garip kadıköy sokaklarını :D Aşka inanmıyorum, aşık olacağımıda sanmıyorum çünkü ne zaman yeni birini düşünmeye başlasam aklıma geliyor. Bknz: 2 gün öncesine kadar Barış derken şimdi tekrar onu düşünüyorum.

Nedense onda acayip tutuklu kaldım.Sezen ablamızdan Ben sende tutuklu kaldım … Kendi hayatımdan çaldım, yedi cihan dolandım bana mısın demiyooor. Aynen böyle durumum liseye giderim unuturum zaman geçer dedim. Çıkma teklif edenleri ben hala onu seviyorum diye reddettim. Onun umurunda bile değilken neden ben onu bu kadar umursadım ve hala umursuyorum ki. Bazen onunla karşılaşmamızın falan hayalini kuruyorum. Büyümüş ve değişmiş halimi görse ne tepki verir. Yada ben onun büyümüş halini görsem ne tepki veririm.Beni gördüğünde acaba hala beni seviyor mudur, yeter sevmesin diye mi düşünür? Yada keşke beni hala seviyor olsa mı der? 

Şu bir gerçek ki benim gibi seveni bulursa gitsin evlensin. Zaten beni o kadar üzdü noldu gitti lisede 1 kişi ile bile çıkmadı ( yada ben bilmiyorum ki bilirdim yani mutlaka öğrenirdim ). 

Onu hala çook seviyorum. Ara sıra aklıma geliyor ruh ikizim olduğunu fark ettiğimde daha çok üzülüyorum. Onu en son 12 Haziran 2008’de gördüm. Sarılarak ayrılmıştık. Onun hakkındaki hiç bir şeyi unutmadım. Ben hiç unutmadım unutamam içimdeki seni durduramam….

Keşke bir daha görsem…..

Neyse elbet bir gün tekrar karşılaşırız. Şimdi sorun bana karşılaşsanız pişman olsa deneyelim mi derse ne dersin diye ? bilmiyorum teoride HAYIRRR diyip gülerim ama uygulamada gözlerine baktığımda ne yaparım hiç bilmiyorum.

Kendinize iyi bakın sevgili okurum

Görüşürüz

Platonik Aşk Yoktur !

Blog yazmak benim için bir tutku haline dönüştüğünden beri içimden ne geliyorsa nasıl geliyorsa geldiği gibi yazıyorum. Zaten öbür türlüsünü samimi bulmuyorum ve inanın bana bu metni yazarken inanılmaz zorlanıyorum. Neden böyle olduğunu bende anlayamadım. Kaç kere silip tekrar yazdığımı bilseniz herhalde ”kasma artık bırak olmuyorsa olmuyor” dersiniz. İnatçıyım kararlıyım bu metini yazacağım :P Şaka bir yana yazılarımda hep kişisel şeyler yazdığım için rahattım, ne dediğim pek umurumda olmazdı, en başta da dediğim gibi geldiği gibi yazardım. Bugün bir farklılık yapmak istedim sanırım onun gerginliği, onun sıkıntısı bu üstümdeki. Ne yazsam, ay olmadı buraya bu kelime, daha mı ciddi yazsam, samimi bir yazı olsun ama demekten beynim bulandı, karman çorman oldu bir türlü bağlayamadım.Lafı fazla dolandırıp sizi de sıkmak istemiyorum ve konuya bodoslama dalıyorum.Bugünkü konum Aylin’in isteği üzere Platonik Aşk !  

Herkesin geçmişinde yaşadığı aradan seneler geçmesine rağmen yakındığı bir platonik aşkı olmuştur. Yaşamış biri olarak söylemeliyim ki merak etmeyin arkadaşlar geçer. Öncellikle Platonik Aşk nedir? sorusu ile başlamak istiyorum. Bir tarafın çok sevdiği ama diğer tarafının umurunda bile olmadığı tek taraflı lanet ama çok güzel bir duygudur. Toplumda platonik aşk ile ilgili şöyle bir algı vardır tek taraflı seversin acı çekersin işte burada söylemeliyim ki sen oturduğun yerden ben onu çok seviyorum ama dersen yalnız kalırsın. Cesaretini toplayıp bunu karşındakine söylersen en azından bir şansın olur ama yok onun seni sevmediğinden eminsen uğraşırsın kendine aşık edene kadar uğraşırsın hala olmuyorsa önümüzdeki maçlara bakmak lazım diyerek rotanı başka birine çevirirsin yada ben onu unutamam dersen acı çekersin işte o zaman gerçekten aşık olursun. Zaten aşkın temelinde acı çekmek yok mudur?

Etrafınızda birbirini çok seven çiftler görürsünüz dikkatinizi çekerim birbirini seven diyorum aşık olan demiyorum çünkü onlar birbirine aşık değillerdir. Bu noktada sevgililerin tüm eleştirileri üstüme olacak olsada işin aslı budur. Aşık olmak bambaşka bir duygudur. Hiç tanımadığınız sesini bile duymadığınız bir kişinin gülüşünden, bir bakışından etkilenirsiniz. Bu etkilenme o kadar kuvvetlidir ki kendinizi ondan alı koyamazsınız. O gülüş, o bakış hayatınızda gördüğünüz en güzel şey olmuştur. Uzaktan izlersiniz, gözlerine bakmaya korkarsınız, yanına gidip konuşmaya çalıştığınızda utancınızdan diliniz tutulur bir türlü istediğiniz şeyleri söyleyemezsiniz. Hayaller kurarsınız içinde yalnız onun ve sizin olduğunuz. Yaşadıklarınızı yada yaşayamadıklarınızı düşünürsünüz. Beraber geçirdiğiniz o ufacık 10 saniyeyi bile kafanızda elli kere tekrar tekrar yaşarsınız. Acaba burada bunu mu söyleseydim, tüh böyle yapmasaydım, bunu deseydim nasıl olurdu diyerek yiyip bitirmeye başlarsınız kendinizi. Bu yiyip bitirme zamanla o kadar güçlenir ki kendinizi yemekten yemek yiyemez olursunuz. Arkadaşlarınızın yanındayken uzaklara dalar sürekli onu düşünürsünüz birisi bir şey dediğinde yanlış anlarsınız ki zaten o zaman çevrenizdekiler size direk ” aşık mısın kızım/oğlum sen ” lafını yapıştırırlar. Evet diyemezseniz ama hayırda diyemezseniz sadece gülümsersiniz. Aşk kötüdür acı çektirir ama o duyguyu yaşamak inanın bana çok güzeldir. Aşka daldım asıl konudan saptım ne diyordum ben ”Birbirini Seven Çiftler ”.

Yazımın başında da dediğim gibi sevgililer birbirine aşık değillerdir. Tamam her ilişkinin başında aşk vardır. Herkes önce aşık olur ama çiftlerin şansı karşılarındaki kişide aynı duyguları hissetmektedir. Bir tarafın cesareti sayesinde yıllarca unutulmayacak bir acıdan kurtulmuşlardır. Zamanla aşkları sevgiye dönüşür. Aşk kavuşamamaktır, aşk acı çekmektir, o yüzdendir ki evli çiftlerin çoğu ”aramızdaki aşk bitti ” diye yakınırlar. Aralarındaki imkansızlık sona ermiştir. Birbirlerini kaybetme yada acaba oda beni seviyor mudur gibi saçmalıklar bitmiştir. Onlar tamamen birbirlerine aittir. Şimdi aşk bitiyorsa o zaman hiç evlenmeyelim gibi bir algıda oluşturmak istemem. Kavuşmak aşkı sevgiye dönüştürür daha da kuvvetlendirir. Ben sevgiyi açıkcası her zaman aşka tercih ederim çünkü sevgi mutlulukken aşk imkansızdır, içten içe kemirir insanı, ince hastalıktır çözümü ne kadar klasik olsa da zamandır. Peki sevgi ve aşk arasında ki fark nedir ? 

Sevgi aşkın devamı hatta daha kuvvetlisidir. İlk önce aşık olursunuz, karşınızdaki kişiye tutkuyla bağlanırsınız. Sevgi zamanın yardımlarıyla gelir, karışınızdaki kişiyi tanıya tanıya seversiniz. Uzaktan hiç tanımadığınız birine gidipte ”ben onu sevdim” demezsiniz de ”aşık oldum” dersiniz. Partnerinizin sevdiği şeyler yada sevmediği şeyler sizinkiyle ortaksa aranızdaki çekim daha da kuvvetlenir. Yani kısacası SEVERSİNİZ. Eğer sevgi boyutuna geçmişseniz mutluluğu bulmuşsunuz demektir ama geçememiş aşk boyutunda kalmışsanız mutsuzluğa hazır olun.( Aşkın manevi mutluluk olduğu gerçeği de var ama şimdi onun sırası değil :D ). Madem aşk bu kadar canımızı yakıyor, o zaman sevgi aşamasına geçelim mutlu olalım, aşk kötü derseniz sevgide olmaz bunu da belirtmeliyim. Mutlu olabilmek için önce mutsuzluğu göze almak gerekir ki bir ilişkiye başlarken kimse sonucunda mutsuz olmayı düşünmez. Gerçi şöylede bir söz yok mudur zaten” Aşk başa geldiğinde akıl yıllık izine ayrılırmış” yani ne kadar hayır desekte istemesekte bundan kurtuluş yok bu da kalbimizin bize yaptığı bir kıyak mı desem kazık mı desem ona da siz karar verin.  

Fazla uzattım galiba platonik aşk dedim sevgiden, evlilikten çıktım. Asıl demek istediğim platonik aşk diye bir şey yoktur. Zaten her aşk platoniktir. Ben aşık oldum ama karşımdaki beni sevmiyorum diye üzülmeyin elbet sizi de seven birileri karşınıza çıkacaktır. Aşık olacaksınız ki sevgiye kavuşasınız. Karamsarlığa düşmeyin aşık oldum diye hatta mutlu olun. Ne demiş Mevlana ” Sevilmek istiyorsa önce sevmeyi bileceksin”

Herkese bol bol aşk dilerim …

Görüşmek üzere.

Etiketli: Platonik aşkLoveAşk

Biri BEGÜM mü dedi ?!

Begüm 1995 yılının 14 Temmuzunda İstanbulda doğdu ana adı Nergis baba adı İbrahim …. diye biyografi gibi bir yazı benden bekliyorsanız daha çok beklersiniz :D Aslına Begüm hakkında blog yazmak çok zor, en azından benim için çünkü nerden nasıl başlayacağımı inanın bilmiyorum. Yazdıklarım onun kadar güzel olsun istiyorum ama bir yandan da bazı şeyleri yıllık yazısına saklamak istiyorum. İşte bu dengeyi kurduğumda eminim çok güzel bir yazı çıkacak ortaya…

Önceleri ben küçükken benden 1 yaş küçük insanlar cidden bana küçük gelirlerdi, onlara hep ya çocuk muamelesi yapardım yada ben senden büyüğüm havalarında konuşmaya çalışırdım :D Çocukluk işte…Liseye başladığıma hazırlık okuyarak hayatımın hem hatasını hem de en iyi şeyini yaptım. Kötü yanı tüm arkadaşlarım şuan da liseden mezun olmuş üniversite tercihi yaparken benim hala lisede olmam. İyi yani ise İngilizce bilmem ve tabi ki BEGÜM ve Berkay :) 9.sınıfın ilk gününde Sezin’in ilkokulunda okuyan o zamanın deyimiyle çömezleri hazırlığı atlamış direk lise 1’e geçmişlerdi. Biz eskiler ve yeniler olarak oturmuştuk etrafta hiç bir kaynaşma belirtisi yoktu. Şansa benim yanıma Begüm oturdu. Koca koca yeşil gözleriyle bana baktı ve dişlerindeki telleri göstere göstere güldü yada şuan ben olayı tam hatırlamadığım için uydurarak kendimize yeni bir geçmiş yazıyorum. Yani hatırlamamı da beklemeyen 4 sene geçmiş üzerinden birde insan sevdikleriyle nasıl tanıştığını bir türlü hatırlamazmış ( diyerek olayı kurtarmaya çalışıyorum ) , neyse ciddiyetimi kaybetmeden devam ediyorum. Begüm’ün gülüşü o zamanlar şimdikinden çok daha komikti. Sınıfta birde Deniz vardı ki hahah onun gülüşü aklıma geldikçe bile gülerim. Begüm derste olur olmadık zamanlarda gülerdi napalım tutamıyor kendini, o gülünce bende gülerdim tabi bu arada Deniz de gülerdi sonra tüm sınıf Deniz’in gülüşüne gülerdik :D Begüm’ü arkadaş olarak severdim, sınavlara çalışmak beraber gülmek olsun bunları beraber yapardık ama yakın arkadaş değildik. Begüm’ün ilk okuldan gelen ve sonradan lisede kurduğu dostlukları vardı. Begüm ve Berkay’ın kardeşliklerine çok özenirdim. Tam bu noktada bir bilgiyi paylaşmak isterim. Lisenin ilk günü eve gelir gelmez eski yıllıkları açıp sınıftaki herkesin resmine bakmıştım ve Begüm’ün mezuniyet resimlerinden tutunda 2.sınıf resimlerine kadar hepsine baktım. Kocaman kocaman yanakları olan gözlüklü tombiş bir kız çocuğuymuş itiraf geliyooor, tanımamıştım yıllıkta adını görünce AAA BEGÜM !! olduğum olmuştur. Berkay’la Begüm çok yakınlardı, facebooktaki abim, kardeşim yazıları çok hoşuma giderdi sonra nazar değdi onlara büyü bozuldu ama neyseki şuan gayet iyiler minnoşlarım  ( OMG VURUN BENİ ! ) benim. 10.Sınıfa geçtiğimde ciddi anlamda gruplaşma olacak diye düşünüyordum ama benim düşündüğüm gruplaşmalar değilde başka gruplar oldu. Hatta Begüm’ü o zaman daha iyi tanıdım diye bilirim size ön yargılarım vardı ki onlardan bir kaçı Zeyneple çok yakında ve genelde insanlara pek yüz vermezdi gıcık değilde yani ne diyelim HAVALI bir tipti ki öyle değilmiş. İyiki Fen seçmiş yoksa yanlış düşünceler kafamda kalmaya devam edecekmiş. Birde ben ondan TM falan beklemiştim alın size bir itiraf daha :D Ve şuan hatırladım Begüm yanımın önünde oturuyordu yani Zeynep’in önünde Selin’in arkasında bende Zeynep’in yanında Aslı’nın arkasında Ecemin önünde :D Övünmek gibi olmasın hafızam iyidir ( ŞAKA bu seneki oturma planının hemen hemen aynısıydı ) Biz 10.sınıfta Begümle gayet iyi olduk hatta o kadardı ki bazen ismi lazım değil 4 harfli bir arkadaştan bahsetmekten gına gelmişti :P Birde Begüm derste çok mesajlarşırdı tıkır tıkır tıkır… Ay birde Din hocasına yakalanmıştı hocadan geri alana kadar ne uğraşmıştık ( o bu sene mi oldu yok ya blackberrysi vardı beyaz ) Nese Bilecik gezisi falan derken artık 11.sınıf olduk…. Begümle bu kadar yakın olduğum, benim balım olduğu seneye geldik. Belki senelerin getirdiği bir şeydi bizimkisi yada birbirini tanıdıkça bağlanmanın gerçeği bilemiyorum. Sene içinde bir sürü olay atlattık neler yaşadık şuan yazıp üzülmek gerilmek istemiyorum ama şu gerçek var ki biz Begümle hiç küsmedik. Ağladığım zamanlarda yanımda o vardı, O ağladığında ben. Şimdi neden ağladıklarımızı yazdığımı sorarsanız biz zaten herşeye beraber güldüğümüz için yani gülmesek bile Begüm gülünce bende otomatikman gülüyorum :D Ay yazmazsam olmaz, Begümle atışmak dünyanın en eğlenceli şeysidir o kadar ki sınıfta bazen cidden kavga ettiğimizi sandıklarında biz o anda mal mal gülmeye başlarız. Yani 2 manyak birbirimizi bulduk. Begüm ders çalışmak konusunda manyak derecesinde yeteneklidir hatta çoğu zaman , çoğu zaman değil her zaman beni de çalış çalış diye zorlar annemden yemediğim baskıyı ondan yerim ama sayesinde artık çalışıyorum yani arkadaş dediğin böyle olmalı seni dibe çeken değilde yukarı çekmeli. Kendisi hanım hanımcık bir kızdır, gece hayatı içkisi kumarı yoktur ( taliplerini arıyor gibi oldu :D ). İşte böyle sevgili okur yani Begüm demek ben demek ben demek Begüm demek. Şuan hakkında yazarken bile gülesim geliyor o kadar yani. Onu çok severim , seviyorum, seveceğim …

Hani bir söz vardır ya insan kardeşlerini kendisi seçemez ama dostlar seçilmiş kardeşlerdir diye işte Begümde öyle canım bıdık kardeşim benim..

İyi ki var iyi ki hayatıma girmiş… Umarım sizinde Begüm gibi arkadaşınız kardeşiniz olur .

Görüşmek üzere!!!

Bir kuzum var benim adı Aylin !!!

Bir Aylin var benden içeri benden ziyade….. Cidden bir Aylin var yakınım dediğim insanlardanda yakın bana. Bir derdim olduğunda bir şeye üzüldüğümde yada bir şeye sevindiğimde kendisine koştuğum dost gibi dosttur. Eğer tweetlerimde ”AYLİN DM Time ” yazısını gördüğünüzde bilin ki bir şey olmuş ve bunu ben bir tek Aylin’e anlatıyorum , tek ona anlatmasam tweet olarak hepinizi anlatırım dimi ama . Neyse olayın duygusallığını bozmuyorum devam ediyorum. Aylinle soğuk bir kış gününde tren istasyonunda tanıştık demeyi çok isterdim ama öyle tanışmadık :D Valla nasıl tanıştık bu kadar iyi olduk bende bilmiyorum tek hatırladığım Destan’ın facebookta bizi etiketlediği gönderilere yorum yapmamız. Sonrasında twitterda muhabbet koyulaştı sabahlara kadar konuşmalarımızla timeline’ını kirlettiğimiz insanlardan az küfür yemedik ( yani yemişizdir herhalde :D ) Kendisi de benim gibi çok çabuk aşık olur belkide o yüzden hayatımızdan aksiyon eksik olmuyor .Ama biliyorum ki ikimizde ilerde kesin bir futbolcuyla evlenip kapı komşusu olacağız hayalimiz bu.Aylin tam bir dişi kartaldır. Beşiktaşlıyım diye geçinen bir çok insandan daha çok Beşiktaş’lıdır. Arkadaşlarını kırmak istemez ama takımı ve sevdiği futbolcular söz konusu olduğunda kendini kesinlikle tutamaz ölümüne savunur takımını kendisini sevmemdeki etkenlerden biridir bu ah birde Galatasaray’lı olsaydı :D Laliga’da Madrista’dır . Hatta laliga’daki bir çok şeyi magazinsel olaylar olsun herşeyi ilk ondan öğrenirim ( EPL’yide Reyhandan Barça’yı Cerenden ) Aylin sayesinde Realmadrid’e karşı sempatim gelişmiştir. Pepe başta olmak üzere ( ki aylin pepe’den pek hazetmez )Marcelo , Sergio Ramos , Casillas,Benzema , Kaka ve aklıma şuan gelmeyen futbolcuları seviyorum . Aylin’in bu aralar Arbeloa ya da sevgisi kabardı Nuri’yi , Mesut’u çok sever. Bir zamanlar pipitası vardı yani pipita olmayada bilir adı higuain’dı sanırsam o neyse tam bilemem ben madrista lakaplarını. Pascal Nouma’yıda çok sever bende severim hatta beraber Pascal’la konuşmuşluğumuz bile vardır. Konuşmuşluğumuz var demişken Lulu ile konuşmak konusunda bana çok yardımcı olmuştur hatta en çok onun sayesinde lucas ile konuşmuşumdur.Lucas’ada Lulu ismini takan odur , yaratıcıdır ya gördüğünüz gibi. Can Bonomo’nun fena hastasıdır öyle böyle değil ona şiirler bile yazmıştır hatta Can bonomo’nun babası tamam seni oğluma alacağım tarzı cevap bile vermiştir Ayline :D Alpagun alpagün tarzı bi repçi yani rapçiydi galiba adam onuda çok sever hatta Nuri ‘yle Alpagun falan konuşsun die tweetler atmıştır.

3 kız kardeştirler. Aylin , Beyza ve Lamia. Lamia favorimdir . Küçük ajanım benim. Öğrenmek istediğimiz herşeyi ondan öğreniriz Onurcan’ın resmini çekecekti ama unuttu galiba :D Aylin anne olsa çok tatlı bir anne olur. Kayra ile olan fotoğraflarından anlayabilirsiniz bunu. Kayra Aylin’in kuzenidir. Ben her ne kadar kız sansamda bebişkomuz erkektir , hatta küçük kartaldır. Fernando’mun oğlu Leo’muda çok sever hatta beraber büyütmek istediğimiz bile olmuştur. Beraber cici anne olma hayallerimiz bile vardır :) Aylinim Götze’yide çok sever maçına gitmek için babasını ikna etmiştir gelecek senede inşallah görecektir.

Birde Bojan var tabiki sırplı enişte onun için romaya gitme hayallerimizde vardır tabiki.Aylin Barça’dan bir Piqueyi sever ama shakira ile çıkmaya başladığından beride biraz bozuktur ona karşı.

Lisede son sınıf öğrencisidir kuzenimle aynı gün doğmuştur ama 4 yıl öncesi :) 8 Ocak 1994 doğumludur o yüzden doğum gününü hiç unutmam. Benden tam 3 ay büyüktür. 8 sayısını da çok sever doğduğu gün diye midir bilmiyorum. Sapıklardan her türk kızı gibi korkar.Almanyada Hanua’da yaşar doğal olarak almancası çook iyidir ama türkçe konuşmayı daha çok sever zaten hep almanca konuşsa ben anlamam :D  Çok dost canlısıdır. Bir tanedir çok konuşkandır saatlerce onunla konuşabilirsiniz. İyiki onunla tanışmışım hayatıma renk geldi.İstanbula geleceği zamanı iple çekiyorum . Canım arkadaşımla yüzyüze konuşmak için .. Onu çook seviyorum iyiki var Muck muck muck…

Hayran mı olmalı ? Aşık mı olmalı ? BI*

Herkesin hayatında hayran olduğu sevdiği tanışmak istediği insanlar vardır. Hiç ” benim yok heheh ” falan demeyin eminim hepinizin hayatında böyle zamanlar olmuştur. Bu kişiler bazen komşunuzun oğlu bazen 2-3 sınıf üstünüzdeki abiler, mankenler, cimnastikçiler, yüzücüler, şarkıcılar…. olmuştur ve bu örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Bildiğiniz gibi yani bloğumu takip ediyorsanız benimde hayran olduğum insanlar var. En başta Fernando Torres aşkı anlatılmaz yaşanır cinsten :) Size Fernando Torres hakkında bir sürü yazı yazabilirim, yazabilirdim ama bugün bahsetmek istediğim kişi o değil. Bahsetmek istediğim kişi Barış. Kendisi ne şarkıcı, nede bir futbolcu sadece hukuk fakültesinde okuyan 20 yaşında bir öğrenci.

Peki onu özel yapan şey ne? İşte onu bende bilmiyorum sevgili okurum. Aslına bakarsanız ukala, megoloman ve gıcık bir insan yani uzaktan öyle gözüküyor. Gerçi uzaktan değil her yerden öyle gözüküyor ama ben aslında öyle biri olmadığına inanıyorum, inanmak istiyorum. Birçok kişiyle onun hakkında konuştum 1 tane sevene rastlamadım sanırım bir tek ben seviyorum :P Seviyorum dediğime bakmayın onu sinir eden yazılar yazanların başında geliyorum :) Aklıma yatmayan şeyleri eleştiriyorum ki eleştirilerimde de haksız değilim. Ne kadar seviyor olsam da sinir olduğum yanlarını söylerim içimde tutamam açıkcası. Nedendir bilmiyorum ona bir türlü gıcık olamıyorum. Seviyorum işte her şeye inat, herkese inat. Gerçi bunu biliyor mu ? Tabi ki bilmiyor ve aslada bilmeyecek. Onu sevmemde ki en büyük etken sanırım Galatasaraylı olması yada kimsenin onu sevmemesi. Sanırım sorunlu sevilmeyen tipler ilgimi çekiyor. Onlara sevilmenin nasıl bir his olduğunu göstermek istiyorum galiba yada zoru başarmak.O kendinden başka kimseyi önemsemiyor olabilir ama ben onun yerine de önemserim yeter ki beni önemsediğini yanımda olduğunu bileyim. Tamam melankolik bir havaya bağlamıyorum. Tarzımda değil zaten. Madem bu kadar sevilmiyor etrafı neden insanlarla dolu? Demek ki sevilen biri bu durumda ben onu sevmiyorum, sevmemeliyim, sevmeyeceğim!! Bizim sevgili olduğumuzu düşünsenize çok komik olurdu eminim.

Onu sevmemdeki diğer etkende yani büyük çoğunlukla o yüzden ”Melancholymen” adlı websayfasında yazdıkları. Blogları o kadar içten ve samimi ki aşık olduğunda çok tatlı olabilir sevdiğine değer verebilir gibi gözüküyor (görünüşe de aldanmamak gerekir).Ama onu aşık etmekte o kadar kolay olmasa gerek başta da dediğim gibi zoru seviyorum galiba.Hep soruyorum kendime ”O neden bu kadar ulaşılmaz ve imkansız? ” Cevabımda hep şöyle oluyor; ”Kendisi burnu havada cool takılıyorum havalarında olan biri o yüzdende kimseye pek yüz vermiyor”. Beni de o yönü etkiliyor sanırım. Benimkisi imkansızı başarma isteği. Bir süre sonra ulaşılamaz oluğunu kabul etmek gerekir hele ki hiç umut yoksa (küçücük bir umut bile olsa mücadele ederdim eminim ki ). İşte o yüzden hayran olduğum insanlar kategorisine girse herkes için daha hayırlı olur herhalde.

Neyse tüm demek istediğim bu kadardı. Barışı seviyorum, adını seviyorum,gıcıklığını , megolomanlığını, ukalalığını, tersleyişini inatla seviyorum ve bunların hepsini ona hayran olduğum için yapıyorum :P Onu sevdiğimi ,hayran olduğumu neyse ki hiç bir zaman öğrenemeyecek , bilmeyecek,bilmemeli !!

NOT: Aşk acısı çektiğimi düşünmeyin sevgili okur ben bunu da çok kolay atlatırım

MUCK !!

*Dipnot: Başlıkta kullandığım” Bl ” facebookta yapıldığında gözlük takan bir ifade olmaktadır, Barış sürekli gözlük taktığı için bu ifade onunla özleşmiştir .

Zaman Geçip Gidiyor…

Bugün günlüğümü yazarken hafiften geçmişe doğru bir yolculuk yaptım . 5 ay sonra 18 olacağım için geçen bu 17 sene boyunca neler yaptım diye düşünmeye başladım.Küçükken lise defterini izler , hayatımın onlarin ki gibi olacağına inanırdım.Lise deyince aklıma türlü türlü haylazlıklar , aşklar , kavgalar ve dostluklar gelirdi.Hemen büyümek liseye gitmek isterdim.Şimdi bakıyorum liseyi bitirmeme 2 sene var ve ben bu saydıklarımdan hiç birini yaşamamışım.Şuan çekilen lise dizilerine bakıyorum, hayat bilgisine falan ama kendimi hiç liseli gibi hissedemiyorum.17 yaşına gelmiş biri olarak hayatım hiçde eğlenceli değilmiş diyorum.Hayatın en güzel zamanları 16-17 yaş ve lise zamanları derler , peki ben 16-17 yaşlarında ne yaptım? 16.yaşım 9.sınıf olmanın üzerime yüklediği yükle ve yeni arkadaşlar ediniyor olmanın heycanıyla geçip gitmiş.17.yaşıma bakıyorum , 10. sınıf olup fen öğrencisi olmuşum derslerim eskisinden de ağır , evden çıkmaya üşeniyorum ev okul arasında gidip geliyorum ve 11.sınıf.Şimdi 11.sınıfın başlarında ve 17.yaşımın sonlarındayım ve anlıyorum ki gençliğim okulla , sınavlarla ve derslerle geçip gitmiş.Bu sene ve ileriki senede ygs ve lys ‘e çalışmakla geçecek.Lise bitip gittiğinde 20 yaşında bir insan olucam .Teenage dönemim bir daha hiç geri gelmemek üzere geçip gitmiş olacak.Hayat karla kaplı uzun bir yol gibi, yolculuğun başında heryer karla kaplı pürüzsüz , el değmemiş.Karla kaplı yolu görünce içinde bir şeyler hissediyosun ona basmak üzerinde gezinmek

 istiyosun.Önceleri küçük adımlarla ilerliyosun üzerinde karların sonra hızlanıyorsun , yerlerde yuvarlanmaya , melek izleri çıkarmaya çalışıyorsun.Yere yatıp kollarını aşağı yukarı hareket ettirip iz bırakmak.Sonra yavaşlamaya başlıyosun.Geriye dönüp o koşuşturmaya başladığın yola bakıyosun o eski güzelliğinden eser kalmadığını görüyosun heryer basmış , tüm pürüzsüzlüğü yok ettiğini görüdüğünde, en baştan başlamak bu sefer hiç kirletmeden tek bi yerden gideceğini söylüyorsun ama oraya geri dönüş yok.Her yeni doğan biriyle pürüzsüz yolların açıldığını fark ediyorusn.Yavaş gelmelerini , sonra pişman olacaklarını söylüyorsun ama ne fayda onlar senin yola ilk çıktığın gün gibi heycanlı ve yerinde duramıyorlar.Sen geriye dönemiyor ve ilerlemeye devam ediyorsun ama bu sefer daha yavaş ve emin adımlarla… Ben küçükken hep büyümek isterdim, 17’li 18’li yaşlara gelmek isterdim annem hep keşke senin yaşında olsam dediğinde çok saçma napcak benim yaşımda olup derdim şimdi anlıyorum ki büyümenin hiç bir espirisi yokmuş.Ben şimdi küçük bir çocuk olup etrafta koşuşturmak , gördüğüm bir kelebeğin arkasından gitmek istiyorum , onlar gibi her günümü son günümmüş gibi yaşamak istiyorum ki aslında hergün bizim içinde son bir gün , çünkü zaman her dakika her saniye geçip gidiyor yüzümüzde saçımızda izlerini bırakarak .Biz fark etmiyoruz belki ama her geçen saniye biraz daha yaşlanıyoruz. Sezen Aksu’nun ”Kurşuni Renkler” şarkısını o yüzden çok seviyorum . 


Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar 

İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz

Ve güneş aynaya baktığında çizgilerde

Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz…

Bu karamsar yazının ardından normale dönüyor ve gençliğimin tadını çıkarmak istiyorum her ne kadar 17.yaşımın bitmesine 5 ay kalmış olsa beş ay beş aydır değil mi ama :D O zaman ne diyoruz herkes yaşamının kıymetini bilsin ! 

Öptüm….